islâmi tebliğin mekke dönemi ve işkence

”- ihsan süreyya sırma, islâmî tebliğin mekke dönemi ve işkence, beyan yayınları, 51. baskı” okununca not düşülen:


mekkeli müşriklerin işkencesi mutlak, buna karşın bir avuç müslümanın da söylediklerinde sebâtı da aynı kesiflikle sağlam idi. mekkeli müşriklerce bir eline sermaye, diğer eline iktidar teklif edilen müslümanlar; teklifleri reddediyor, küfrün ihsanına dudak büküyordu. bunun da bir bedeli olacaktı elbet: anneler çocuklarının gözlerinin önünde öldürülecek, tüm müslümanlar siyasî ve ekonomik ambargolar altında inim inim inleyecek, özellikle sosyal statüden mahrum birçok müslüman ”ehad!” demeyi canından kıymetli bilecekti. 

 
mekke’de işkencenin harareti her geçen gün artıyor, tek bir kişi dahi kalbini allah rasûlü (sas)’nün söylediklerine açmıyordu. üstelik mekkeli müşrikler, ana akım medyada kendilerine arizî hiçbir söyleme cevaz vermiyordu. bu hengamede müslümanlar zor günler yaşıyor ama kalplerinde zalimlere karşı bir aralık da bulunduruyor değillerdi. yalnızca senede bir defa da olsa kâbe’yi ziyarete gelmiş ziyaretçilere tebliğ fırsatı yakalıyor idiler. daha sonraları bu sahabeler yesrib’e gidecek, yesrib’i medine yapacak sürecin fitilini yakmış olacaklardı. 
 

burada, mekke’de, hazreti peygamber (sas)’in öncülüğünde birey müslümanlığı inşa edilmiş oluyordu. ne bizans’ın surları ne de pers burçları kalacaktı bir on yıl sonra elbette, çünkü bugün allah rasûlü (sas) mekke’de habeşli bilal (ra)’in kalbini fethetmişti. elbette bir medine vuku bulacak, çünkü müslümanlar zalimlerle işbirliğine meyletmeyecekti. adalet üz’re gerekirse yahudiler, hıristiyanlar, paganlarla ortak bir devlet bile inşâ edecekti ama; kula kulluk edildiği, sömürünün ve zulmün kurumsal hâle geldiği mekke’nin sistemine entegre olmayacaktılar. 

 
allah arayanlarla beraberdi ve mekke’nin bulmuşları, buldukları zannettiği şeyin aslında belaları olduğunun idrakine varmaları bir hayli uzun sürdü. bir avuç müslüman hicrete kadar hiç gün yüzü görmedi. mekkeli müşrikler işkenceden sonra böcekleri gösterip, ”bunlar da mı sizin rabbiniz?” diye soruyor, işkenceden ölmeye yüz tutmuş müslümanların ”evet!” deyişlerine şuh kahkahalar ile gülüyorlardı. her şeye rağmen müslümanlar, zalimin zulmünün kendilerini de zalim yapmasına izin vermiyor; bu da mekke müşriklerini çıldırtıyordu. 
 
bu hengamede allah rasûlü (sas)’ne ilahî mesaj ile hicret izni çıkmış, uzun süren işkence döneminden sonra allah rasûlü (sas) doğduğu toprakları terkediyordu. böylece işkence dönemi bitmiş, artık müslüman bir toplumun inşâsı süreci de başlamış oluyordu.
 
bugünse biz, yani modern zamanların küresel coni müslümanları olarak bir eziyete uğruyor değiliz. çok şükür laik, demokrat ve neşeliyiz. bize huzuru verenlerin, bizden neyi aldıklarının telaşına da düşmüşlüğümüz yoktur. olsun, alttan ısıtmalı ve bilimum ısıtıcı ile döşeli camiilerimiz vardır. kıblemiz beş vakit kâbe, geri kalan vakitlerde ab abd tel aviv’dir. olsun, bankada çalışan kadın memurlarımız bile ”kapalıdır” bizim. mü’minliğimiz su götürmez ayrıca; amerika’ya ve gücüne, sermayeye ve çokluğuna, reel politiğe ve sömürünün dünya gerçekliğine dair kalbimizde emin olmayan en ufak bir zerre dahi yoktur çok şükür.
 
 
on sekiz ocak iki bin on altı
ömer burak tek